Nihat Demirkol



Nihat Demirkol


Nihat Demirkol 3 25.01.2019, 21:45

Nihat Demirkol

“TRT Arşiv Serisi 176”, ya da “Mülkiye Toper...”

29 Ocak 2019

 

Bolâhenk Nuri Bey’in, Hicazkâr / Aksak Semaî şarkısındaki seslenişi meselâ:“Ah benim serv-i hıramanım benim sen nemden incindin ? / Gonca dehen sîmin beden hayranın olam incinme sen... / Saadet burcunun mâh-ı, letâfet milkinin şâhı / Gonca dehen sîmin beden hayranın olam incinme sen...”bir “mûsıkî terbiyesi”nin sorusudur.

 

Tanburî Büyük Osman Bey’in, Hicazkâr makamında;“...Gül yüzünü seyredip can ile sevdim seni / Kim ki görüp sevmeye sen gül-i nâzik teni ? / Cevre sezâdâr edip hasılı bu bendeni /N'oldu sebep firkat-i rûyine yaktın beni ? /Sabrı güç arâmı güç derde uğrattın beni...”diye târif ettiği “Curcuna” sevdâ, “incelmiş” bir serzenişin feryâdıdır elbette...

 

 

“...Bir Nigâhın Gönlümü Etti Esiri Aşkın Âh / Her Zaman Kan Ağlarım Derdinle Ey Çeşm-i Siyâh / Yâreledi Tîr-i Müjgânınla Kalbim Gam-penâh / Her Zaman Kan Ağlarım Derdinle Ey     Çeşm-i Siyâh”a geldiğinde sıra, Tanbûrî Cemil Bey’in,  “bir bakışla, bir bakıştan çok fazlasına tutsak olan” Ferahnâk (Eviç) gözyaşı süzülür yanağınızdan.

 

Yazının devamı...

Nâzım’dan Fazıl’a, “Hayyam” ile hoşbeş...

26 Ocak 2019

 

 

Bu düşünceler içinde, (memleketin şu gergin ortamında; üst düzey bir sanat buluşmasını bile, “atan 1 - karşılayan 0 ucuzculuğu ile sündüren...) sosyal medyadaki “SAY”ım suyum yok işgüzarlığı üstüne yazmaktan da vazgeçmiştim; el çekmiştim...

 

Ama dün, yeni bir CD aldım. Soprano Oya Ergün’ün, (ismiyle müsemmâ, barok dantellere sarmalanmış) “Baroque Lace”i Türkiye’ye de gelmiş; hattâ İzmir’de bile dağıtıma çıkmış. Bu evrensel esintiye kapılınca, ayakları yerden kesiliyor insanın. İşte bu albümdeki bir cümle yüzünden, “yazmamak”tan vazgeçtim. Daha doğrusu, bir “hatırlatma”nın, adetâ sosyal sorumluluk olduğunu hissederek, “kaçınamadım”; işte yazıyorum !

 

CD kitapçığının iç kapağındaki “ibretlik uyarı”, “Nothing lasts forever, but music...” diye kaleme alınmış.  Sanırım, basitçe “Hiçbir şey sonsuza dek sürmez, ama müzik...”gibi çevirmek mümkün bu vurucu satırı...  (Şimdi, epeyce uzun bir satıra hazırlanın lütfen).

 

Yazının devamı...

Sol Şeridi Sürekli İşgal Etmeyiniz !

22 Ocak 2019

 

Baktım, “Büyükşehir”in yolların üstüne yerleştirdiği, bilgilendirme ekranında bir uyarı:
“...Sol Şeridi Sürekli İşgal Etmeyiniz !”

Çok etkilendim; dahası çok da faydalı buldum.
“Ama ‘bu aklı veren’, neden önce kendisi uymayı düşünmez ?” diye geçirdim aklımdan.

Sonra ilkokul yıllarıma gittim.
Bizim zamanımızda,

Yazının devamı...

Yeni “Emîn”imize, “ilk açık mektup...”

18 Ocak 2019

 

Aynı yazıda; “...Yaklaşık 1400 metrekare alana sahip Emir Sultan Türbesi, ‘Rıfaî Dervişleri’nin dergâhıydı... Merhum Râkım Elkutlu da Rıfaî Şeyhi... Yabancı seyyâhların seyahatnâmelerinde, ‘Ağlayan Dervişlerin Dergâhı’ diye geçer bu mekân...” diye, bir not da düşmüşüm.

 

Aralık 2015’te,  “Aralık ayı ve Uşşâk bir vefâ…”başlığını atmış ve “...Vefâ hislerim, (Dario Moreno’nun sokağına bir selam, Abidin Dino’nun EMOT’un alınlığında yaşayan desenine bir bakış yolladıktan sonra…) paragrafın içinden İzmir’li Rakım Elkutlu’yu çekip çıkarttı nedense ? Klâsik Türk Mûsıkisi’nin ‘sessiz güç’ sayılan bestekârlarındandı kendisi… Dinî ve dindışı olmak üzere, âyin, ilâhi, semâi kâr, durak, beste ve şarkı formlarında dört yüz elliye yakın eseri ulaşmış durumda elimize .... / ...İster, ‘Ne bahar kaldı, ne gül, ne de bülbül sesi var / Ne o cânân, ne bir ümmîd, ne gönül neş'esi var…’ diyen Bayatî şarkının, ‘Çekecek bence hayatın daha bilmem nesi var ?’ diye isyan eden meyanına teslim olun… İster, Nihavend şarkısında sitem edin sevdiğinize; ‘Hayal içinde akıp geçti ömrü derbederim…’ Ya da başka bir Nihavend ile gönül alın: ‘Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam ?  / Hülya gibi, rüya gibi bir şeydi o akşam, bir şeydi o akşam…’ Babasının ölümü üzerine, İzmir Hisar Câmii imamlığına tayin edildiğini ve ölünceye kadar bu görevini sürdürdüğünü, aynı zamanda uzun yıllar, İzmir Mûsikî Cemiyeti'nin başkanlığını da yaptığını biliyoruz...” diye tamamlamışım yazıyı.

 

Eylül 2018’de ise,“Mümkün mü unutmak, Rakım Elkutlu’yu ?”diye tekrar sormuş ve Doğan Hızlan “Usta”mızın, “kültür ve sanat plânlaması” üstüne yazdığı yazıya bir göndermede bulunup; “...Diyorum ki, kentin farklı semtleri ‘Adnan Saygun, Hikmet Şimşek...’ isimleri ile onurlanmışken, Bornova’daki yeni kültür merkezi de İzmir’in yetiştirdiği en büyük Klâsik Türk Müziği bestekârı olan ‘Rakım Elkutlu’nun adıyla anılsa, fenâ mı olur? İleride, orada yaşanacak “sanat geceleri’nden bahsedenler, birbirlerine ‘Nihâvend bir hayranlıkla’ dönüp de, ‘Mümkün mü unutmak güzelim, neydi o akşam?’ diye sorsalar, fenâ mı olur ?” diye de gevezelik etmişim...

 

Ocak 2019’a da, şu notu düşelim o zaman: “...İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Yeni Emîni’nden, İzmir adına bir

Yazının devamı...

Eski Otogar Camii “Göleti...”

15 Ocak 2019

 

Yani, sakın ola ki,“aşırı yağış sebebiyle olmuştur”diye, özgün bir projeyi hafife almayın. Çünkü, aylardır ayağımıza gelen, (veya ayağımızla oralara gittiğimiz / ne fark eder ?)“hizmette sınır tanımayan bir belediyecilik anlayışı”ndan bahsediyoruz burada !

 

“Eski Otogar”ı bilenler; bu camii de hatırlayacaklardır. Halkapınar metro istasyonu ile Halkapınar tramvay son durağı arasındaki yaya yolu üzerinde kalıyor. Hattâ yolcular,(özellikle yaşlılar, elinde yükü olanlar, çocuklar bile)bahsettiğim iki istasyon arasındaki,(yer altından yapılmış, sıcak, soğuk, güneş ve yağmurdan koruyan,havalimanlarındaki gibi, yürüyen bant ile kolaylaştırılmış tünelden geçmek yerine, ısrarla...)bu parkuru tercih ettiklerine göre, buraya“yürüyüş ya da gezinti parkuru”demek, aslında daha bile doğru olabilir. İşte bu camiin tam önüne bir“gölet”inşa etmiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi. Birkaç senedir faal... Mutlaka görmüşünüzdür, ama“alıcı gözüyle”bakmadığınız için, bu nadide rekreasyon bölgesini ıskalamış olabilirsiniz. “Gölet”, 7/24 hizmete açık değil maalesef. Sadece yağmurlu havalarda hizmet veriyor. Nasıl mı ? Diyelim ki, Bornova istikametinden geliyorsunuz; Halkapınar’da inip, Hocazâde Camii’ne gitmek için, tramvay’a bineceksiniz... Ya da tam tersi. Alsancak Garı’nın önünden tramvay’a bindiniz, Halkapınar’da aktarma yapıp, EVKA 3 son durak’a gideceksiniz. Hah, işte bu hizmet; tam sizler için ! Yürüyerek, aradaki “gezi parkuru”nu yarıladığınızda, yürüme yönünüze göre, sağınızda veya solunuzda kalıyor gölet. Metro’nun merdivenlerinden inmişseniz sağınızda, tramvay istasyonundan geliyorsanız, köşeyi döner dönmez, solunuzda...

 

Küçük bir gölet tabiî; ama fonksiyonel... Fazla müşkülpesent de olmamak lâzım. Lâf olsun diye eleştirmeyin herşeyi ! Bir göletten ne bekler vatandaş ? Görsel olarak“su akar, deli bakar”konsepti sağlanmış bir kere.  Yolu yarılamış yolcuların, bir“sigara molası”ihtiyacı olduğunu düşünün; insan, kendini deniz kenarında farzedip, manzaraya doğru bir tane tüttürmez mi, hiç ? Yok, oradan oraya koştururken“sıkıştınız mı ?”Camiin WC’si (paralı ama) ihtiyaç gidermek için amâde; gölete nazır helâ... Olmadı, (hazır mesire yeri gibi düzenlemeyi bulmuşsunuz) suyun kenarında,“birşeyler yemek”mi çekti canınız ? Hemen köprü altında,  (zâbıtanın himâyesinde) “çay, kahve, gevrek, meyve suyu...” satılıyor. Sıcacık, tazecik, hijyenik... Tramvay tarafında ise“acıbadem kurabiyesi”var. Ne ararsanız yani; aklınızdan ne geçiyorsa... Grup halinde mi yürüyorsunuz ? “Özçekim” yapmak için oluşturulmuş“doğal bir plato”burası. Basın deklanşöre; işte size“İzmir Modeli Hâtırası...”Daha ne olsun ?

 

Ama insanoğlu nankör ! Gözü doymaz. İstedikçe ister. Diyelim ki,

Yazının devamı...

Eski Otogar Camii “Göleti...”

15 Ocak 2019

 

Çünkü, aylardır ayağımıza gelen, (veya ayağımızla oralara gittiğimiz / ne fark eder ?)“hizmette sınır tanımayan bir belediyecilik anlayışı”ndan bahsediyoruz burada !

 

“Eski Otogar”ı bilenler; bu camii de hatırlayacaklardır. Halkapınar metro istasyonu ile Halkapınar tramvay son durağı arasındaki yaya yolu üzerinde kalıyor. Hattâ yolcular,(özellikle yaşlılar, elinde yükü olanlar, çocuklar bile)bahsettiğim iki istasyon arasındaki,(yer altından yapılmış, sıcak, soğuk, güneş ve yağmurdan koruyan,havalimanlarındaki gibi, yürüyen bant ile kolaylaştırılmış tünelden geçmek yerine, ısrarla...)bu parkuru tercih ettiklerine göre, buraya“yürüyüş ya da gezinti parkuru”demek, aslında daha bile doğru olabilir. İşte bu camiin tam önüne bir“gölet”inşa etmiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi. Birkaç senedir faal... Mutlaka görmüşünüzdür, ama“alıcı gözüyle”bakmadığınız için, bu nadide rekreasyon bölgesini ıskalamış olabilirsiniz. “Gölet”, 7/24 hizmete açık değil maalesef. Sadece yağmurlu havalarda hizmet veriyor. Nasıl mı ? Diyelim ki, Bornova istikametinden geliyorsunuz; Halkapınar’da inip, Hocazâde Camii’ne gitmek için, tramvay’a bineceksiniz... Ya da tam tersi. Alsancak Garı’nın önünden tramvay’a bindiniz, Halkapınar’da aktarma yapıp, EVKA 3 son durak’a gideceksiniz. Hah, işte bu hizmet; tam sizler için ! Yürüyerek, aradaki “gezi parkuru”nu yarıladığınızda, yürüme yönünüze göre, sağınızda veya solunuzda kalıyor gölet. Metro’nun merdivenlerinden inmişseniz sağınızda, tramvay istasyonundan geliyorsanız, köşeyi döner dönmez, solunuzda...

 

Küçük bir gölet tabiî; ama fonksiyonel... Fazla müşkülpesent de olmamak lâzım. Lâf olsun diye eleştirmeyin herşeyi ! Bir göletten ne bekler vatandaş ? Görsel olarak“su akar, deli bakar”konsepti sağlanmış bir kere.  Yolu yarılamış yolcuların, bir“sigara molası”ihtiyacı olduğunu düşünün; insan, kendini deniz kenarında farzedip, manzaraya doğru bir tane tüttürmez mi, hiç ? Yok, oradan oraya koştururken“sıkıştınız mı ?”Camiin WC’si (paralı ama) ihtiyaç gidermek için amâde; gölete nazır helâ... Olmadı, (hazır mesire yeri gibi düzenlemeyi bulmuşsunuz) suyun kenarında,“birşeyler yemek”mi çekti canınız ? Hemen köprü altında,  (zâbıtanın himâyesinde) “çay, kahve, gevrek, meyve suyu...” satılıyor. Sıcacık, tazecik, hijyenik... Tramvay tarafında ise“acıbadem kurabiyesi”var. Ne ararsanız yani; aklınızdan ne geçiyorsa... Grup halinde mi yürüyorsunuz ? “Özçekim” yapmak için oluşturulmuş“doğal bir plato”burası. Basın deklanşöre; işte size“İzmir Modeli Hâtırası...”Daha ne olsun ?

 

Ama insanoğlu nankör ! Gözü doymaz. İstedikçe ister. Diyelim ki,

Yazının devamı...

Caz Afişlerinde “Abdülhamit Vurgusu...”

11 Ocak 2019

 

Biliyorsunuz, festivalin“müzikal vurgusu”kadar, ideal ve geleneğe dönüşmüş, bir de“görsel”yüzü var. Sanatseverler için,“adetâ bir uvertür heyecanı”ile bekleniyor; etkinliğin afişi... O halde biraz“kulis”e uzanalım:

 

İzmir Avrupa Caz Festivali’nin afişini seçmek için açılan,“17. Caz Afişi Yarışması”na, Türkiye’nin hemen her yerinden 535 afiş katılmış. 13 afiş, şartnamenin gereklerine uymadığı için değerlendirme dışı kalınca, bunlardan 522 tanesi değerlendirmeye alınmış.

 

Cihangir Elmaskaya, Prof. Dr. Hakan Ertep, Hüseyin Ekinciler, Kutsal Lenger, Maksude Kılınç, Okan Özgen ve (İKSEV Temsilcisi) Ayşe Perin Tatari’den oluşan seçici kurul, hayli zorlu bir mesaiden sonra 40 afişi sergilenmeye değer bulmuş. Bu çalışmalar içinden, birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödülleri yanında, “1 tane” de, onursal anlamda“özel ödül”belirlenmiş.

 

Seçilen 40 afiş, şimdilik İKSEV’in facebook sayfasında sergileniyor. Sonuçlar, bir hafta sonra açıklanacak.

Nihat Demirkol



Nihat Demirkol

Related news

  • Eşcinsel evlilik sapık mı yoksa özgür bir seçim mi
  • İKİ TARAFLI KABARTMALI ŞİŞ MODELİ TARİFİ
  • Geciktirici Nedir

  • Nihat Demirkol 40

    Nihat Demirkol


    Nihat Demirkol 42

    Nihat Demirkol 15

    Nihat Demirkol 46

    Nihat Demirkol 59

    Nihat Demirkol 61

    Nihat Demirkol 39